1980’lerin sonunda kurumsal poliçeler ve o zamanki adı Halk Sigorta olan Yapı Kredi Sigorta’da 6-7 kişilik bir sağlık sigorta servisi ile başlayan Türk Sağlık Sigorta Sistemi bugün milyarlarca dolarlık bir sektör haline geldi.Tabii bu aşamalardan geçerken 1990’ların ortasında birkaç yabancı sigorta şirketinin Türkiye’de yerli sigorta şirketleri aracılığıyla kendi ürünlerini pazarlama çabaları oldu. Ancak özellikle kendi ürünlerini bu yerli sigorta şirketlerine pazarlayan yabancı sağlık network şirketleri bir dönem çok ciddi bir üretim gerçekleştirmesine rağmen Türk sağlık sisteminin Türk insanının özünü çok iyi etüt edememeleri nedeniyle 2000’li yıllara girilirken sağlık sigorta üretim portföyleri azaldı. Ve bugün yok denecek kadar az bir pazar payına sahipler.
Yine 1990’lı yılların sonunda sağlık sigorta pastasından pay almak isteyen Emek Hayat Sigorta ve Universal Hayat Sigorta’da ekonomik krizlerden etkilenerek tam anlamıyla sigortalı taahhütlerini yerine getirmeden kapandılar. Tüm bunlar bir dönem zaten tam oturmamış ve akıllarında sağlık sigortacılığı ile ilgili birçok soru işareti olan potansiyel sağlık sigorta adaylarını bir dönem sağlık sigorta poliçesi yaptırmaktan ciddi anlamda uzaklaştırmıştı. Ancak 2000’li yılların başından itibaren bugün bile sağlık sigorta sektöründe birtakım sorunlar yaşansa da sağlık sigorta sisteminin gerçek anlamda oturmaya başladığı görülmektedir.
Peki bugün için sağlık sigorta sektöründe neler olmaktadır? Öncelikle bir dönem sayısı 40’ı geçen sağlık sigortası üretimi yapan sigorta şirketi sayısı 27 sigorta şirketine düşmüştür. Bu arada tabiî ki özellikle ilk 10 sigorta şirketi arasında yer alan Yapı Kredi Sigorta, Allianz Sigorta, Axa Sigorta, Anadolu Sigorta, Ergo Sigorta, Güneş Sigorta, Mapfre-Genel Sigorta, Acıbadem Sigorta finans yapısı güçlü ve genelde yabancı ortaklı şirketler sağlık sigortacılığı piyasasının güçlü oyuncuları haline gelmişlerdir. Güçlü finans yapısı ve yabancı ortaklı şirketler sağlık sigorta sektörünün istikrarı için çok önemlidir.
Özellikle ilk 10 dışında kalan ama belirli dönemlerde ilk 10’da bulunan sigorta şirketleri de çok fazla sağlık sigorta aktüel hesaplar yapmadan yoğun rekabette kendi pazar paylarını arttırabilmek için primi düşük ama riski büyük poliçeleri sağlık sigorta piyasasına sürmektedirler. Ancak bu tür çalışmalar kısa vadede çok sayıda yeni sigortalıya yol açsa da orta vadede doğru sağlık sigortası aktüer hesapları yapılmadığı için çok yüksek hasar/prim oranı vermekte ve yine bu orta vadede primler önceki primlere oranla çok yükselmekte bu da yürürlükte olan poliçe yenilemelerinde ve potansiyel sağlık sigortalı adaylarında ciddi memnuniyetsizlik ve güvensizliğe yol açmaktadır. Ayrıca şu konu sağlık sigorta primleri için bir gerçektir ki bu gün için aşırı ve ilginç derecede ucuz olan bir sağlık sigorta poliçesi önümüzdeki dönemlerde pahalı, aşırı pahalı ya da bir miktar pahalı olan bir sağlık sigorta poliçesi önümüzdeki dönemlerde ucuz olacaktır. Bunun sebebi sigorta şirketlerinin hasar/prim oranlarındaki olumlu ya da olumsuz oynamalara kendi genel giderlerini eklemek yoluyla elde edecekleri yeni fiyatlar olacaktır. Ama asıl gerçek olan sağlık sigortası aktüerya hesaplarıdır.
Bu yüzden istikrarlı ve gerçek primleri belirlemek için, ürün başlangıcı ve yenileme dönemlerinde dikkatle çalışılmış, aktüer hesaplamaları doğru ve sağlık hizmetleri fiyat artışları ciddiyetle dikkate alınmış, anlaşılır ve mantıklı bir biçimde prim hesaplama çalışmaları yapılmalıdır.
Konunun kilometre taşlarından biri de sağlık kuruluşlarıdır. Bu aşamada öncelikle hastaneler ve daha sonra görüntüleme merkezleri, laboratuarlar ile eczanelerle iyi çalışılmış hakkaniyetli, iyi niyetli yani sistemin istikrarı sürmesi için hem sağlık kuruluşlarının hem de sağlık sigorta şirketlerinin konuya empati ile yaklaşarak birbirlerine en doğru fiyatları vermeli, sağlık kuruluşları tek taraflı hep kendilerini düşünmekten vazgeçmelidirler. Sağlık sektörünün unutmaması gereken konu, sağlık sigorta sisteminin küçülmesi ya da verimli işleyememesi, sağlık kuruluşlarını çok olumsuz etkileyecektir. Bu konuda sağlık sigorta şirketi yetkilileri de sağlık kuruluşlarıyla pazarlık yaparken bu paranın sermayedarın, sigortalıların, sigorta acentelerinin ve hatta şirket çalışanlarının cebinden çıkacağını unutmamalıdırlar.
Özellikle son 10 yılda sağlık sigorta şirketleri personel ve acentelerinin bilgi ve eğitim düzeylerine ciddi yatırımlar yapmış, sağlık sigortacılığının her aşamasında en yeni ve etkili bilgisayar programları, internet altyapısı ile son teknolojiyi kullanmaya başlamışlardır. Hatta Türkiye’deki sağlık sigorta şirketleri bilgi, eğitim ve teknolojiyi kullanma açısından Avrupa ve ABD’deki meslektaşlarından hiç de aşağı kalmamaktadırlar.
Yeni gelişen, pahalı sağlık tedavi yöntemleri ve enflasyonist ortamın getirdiği şirketlere teknik kar dışında ciddi gelirler sağlayan mali karların azalması nedeniyle ayrıca sert rekabet, sisteme yeni sağlık sigortalılarının katılamaması nedeniyle hasar/prim oranlarının olumsuz sonuç vermeye başlaması gibi nedenlerle sektör 2009 yılını yaklaşık 80 trilyon zarar ile kapamıştır.
Sağlık sigorta sektörünün daha dengeli primler, iyi kontrol edilen sağlık kuruluşlarına son 20 yılda elde edilen bilgi, teknoloji altyapısı, aktüer tecrübe ile Türk insanının sağlık sigortasına bakışındaki sosyolojik tecrübeyi eklersek kısa sürede bu zarar tabiî ki uzun vadeli ve kalıcı teknik karlara yerini bırakacaktır çünkü sağlık sigorta sektörünün ülkemizde alacağı çok yol vardır.
Ne dersiniz, bütün bu olumlu tablo için şirketlerin bir an önce bir araya gelip tam konsensus içinde istikrar ve başarıya giden bir yol için biran önce bir araya gelmeleri ve ortak kararlar almaları çok doğru olmaz mı?
Mutlu Günler Dileğiyle…
Ali CİVAN